"Azrail" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
36. satır: 36. satır:
 
[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti.
 
[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti.
  
[969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzak]]tır.”
+
[969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzaklık|uzak]]tır.”

05.59, 26 Ağustos 2008 tarihindeki hâli

Mevlevi'den

[190] Adam çok mal ve hilati gördü, aldandı, memleketinden ve çocuklarından ayrıldı.

[191] Adam sevinçle, padişahın canına kastettiğinden habersiz, yola koyuldu.

[192] Arap atına bindi ve neşeyle sürdü. Kendi kan bedelini -sanki- hilat bildi.

[193] Ey yüz kabulle, bizzat kendi ayağıyla kötü kaderine doğru yola çıkan kişi!

[194] Hayalinde mülk, izzet ve büyüklük vardı. Azrail "Evet git, elde edersin" dedi.


[957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.

[958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.

[959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.

[960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.

[961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”

[962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.

[963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.

[964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.

[965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:

[966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”

[967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.

[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.

[969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”