"Siyaset" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k
1. satır: 1. satır:
 
==Göndermeler==
 
==Göndermeler==
 
=== Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> ===
 
=== Mesnevi'den<ref>Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.</ref> ===
[2265] Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.
+
[1/2265] Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.
  
[2266] [[üstünlük|Üstün]] değildir, seni nasıl [[üstünlük|üstün]] yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.
+
[1/2266] [[üstünlük|Üstün]] değildir, seni nasıl [[üstünlük|üstün]] yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.
  
[2267] Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.
+
[1/2267] Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.
  
[2268] Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.
+
[1/2268] Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.
  
[2269] Bizim durumumuz [[yoksulluk|fakirlik]]te ve [[eziyet]]e budur. Hiçbir misfir bize aldanmasın.
+
[1/2269] Bizim durumumuz [[yoksulluk|fakirlik]]te ve [[eziyet]]e budur. Hiçbir misfir bize aldanmasın.
  
[2270] On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.
+
[1/2270] On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.
  
[2271] Bizim dışımız iddiacının içi gibi; [[gönül|gönl]]ünde karanlık, dilindeyse parlaklık.
+
[1/2271] Bizim dışımız iddiacının içi gibi; [[gönül|gönl]]ünde karanlık, dilindeyse parlaklık.
  
[2272] Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.
+
[1/2272] Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.
  
[2273] Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha [[üstünlük|üstün]]üz” der.
+
[1/2273] Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha [[üstünlük|üstün]]üz” der.
  
[2274] Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.
+
[1/2274] Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.
  
[2275] Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.
+
[1/2275] Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.
  
[2276] Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hak onun önüne bir kemik atmadı.
+
[1/2276] Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hak onun önüne bir kemik atmadı.
  
[2277] O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.
+
[1/2277] O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.
  
[2278] Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”
+
[1/2278] Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”
  
[2279] İnsanlar yıllarca [[yarın]] [[vaad]]iyle o kapının etrafında dolaşmış, [[yarın]] gelmez.
+
[1/2279] İnsanlar yıllarca [[yarın]] [[vaad]]iyle o kapının etrafında dolaşmış, [[yarın]] gelmez.
  
[2280] İnsanın [[sır]]rının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:
+
[1/2280] İnsanın [[sır]]rının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:
  
[2281] Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?
+
[1/2281] Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?
  
[2282] Bir şey olmadığı anlaşılınca [[istek]]linin [[ömür|ömr]]ü gitmiş olur, anlamak ne fayda?
+
[1/2282] Bir şey olmadığı anlaşılınca [[istek]]linin [[ömür|ömr]]ü gitmiş olur, anlamak ne [[fayda]]?
 
----
 
----
[2545] Dedi: “Ey batılla yaşayan ve kendileri için Hakk'ın huzurunda ağladığım kavim!
+
[1/2545] Dedi: “Ey batılla yaşayan ve kendileri için Hakk'ın huzurunda ağladığım kavim!
  
[2546] Hak söylemişti: Zulümlerine sabret, onlara öğüt ver, onların döneminden çok kalmadı.
+
[1/2546] Hak söylemişti: Zulümlerine sabret, onlara öğüt ver, onların döneminden çok kalmadı.
  
[2547] Ben Demiştim: Öğüt cefayla bağlandı, öğüt sütü sevgi ve samimiyetle kaynar.
+
[1/2547] Ben Demiştim: Öğüt cefayla bağlandı, öğüt sütü sevgi ve samimiyetle kaynar.
  
[2548] Bana çokça cefa ettiniz, damarlarımda öğüt sütü dondu.
+
[1/2548] Bana çokça cefa ettiniz, damarlarımda öğüt sütü dondu.
  
[2549] Hak bana demişti: Sana lütfederim, o yaralara merhem koyarım.
+
[1/2549] Hak bana demişti: Sana lütfederim, o yaralara merhem koyarım.
  
[2550] Hak gönlümü gökyüzü gibi berraklaştırmış, gönlümden zulmünüzü süpürmüştü.
+
[1/2550] Hak gönlümü gökyüzü gibi berraklaştırmış, gönlümden zulmünüzü süpürmüştü.
  
[2551] Ben tekrar nasihatte bulunmuş, şeker gibi vecizeler ve sözler söylemiştim.
+
[1/2551] Ben tekrar nasihatte bulunmuş, şeker gibi vecizeler ve sözler söylemiştim.
  
[2552] Şekerden taze süt çıkarmış; süt ve balı sözle karıştırmıştım.
+
[1/2552] Şekerden taze süt çıkarmış; süt ve balı sözle karıştırmıştım.
  
[2553] Bu sözler size zehir gibi gelmişti. Çünkü kökünüz ve dibiniz, zehirlik yerdeydi.
+
[1/2553] Bu sözler size zehir gibi gelmişti. Çünkü kökünüz ve dibiniz, zehirlik yerdeydi.
  
[2554] Nasıl üzülürüm? Zira gam baş aşağı oldu. Gam sizdiniz, ey inatçı kavim!
+
[1/2554] Nasıl üzülürüm? Zira gam baş aşağı oldu. Gam sizdiniz, ey inatçı kavim!
  
[2555] Hiç kimse, gamın ölümüne ağlar mı? Başındaki yara gidince, kimse saçını yolar mı?”
+
[1/2555] Hiç kimse, gamın ölümüne ağlar mı? Başındaki yara gidince, kimse saçını yolar mı?”
 
----
 
----
[3630] Bir müddet işler tersine döner; hırsız, bekçiyi darağacına götürür.
+
[1/3630] Bir müddet işler tersine döner; hırsız, bekçiyi darağacına götürür.
  
[3631] Böylece nice sultan ve yüce himmetli, bir müddet kölesinin kölesi olur.
+
[1/3631] Böylece nice sultan ve yüce himmetli, bir müddet kölesinin kölesi olur.
  
[3632] Kulluk, görülmezken -yapıldığında- güzel ve hoştur. Kulluk yapmada gaybı gözetmek hoştur.
+
[1/3632] Kulluk, görülmezken -yapıldığında- güzel ve hoştur. Kulluk yapmada gaybı gözetmek hoştur.
  
 
==Notlar ==
 
==Notlar ==
 
<references/>
 
<references/>

05.15, 3 Eylül 2008 tarihindeki hâli

Göndermeler

Mesnevi'den[1]

[1/2265] Sen, aşağılıkla senden olanı alan birinin müridi ve misafirisin.

[1/2266] Üstün değildir, seni nasıl üstün yapacak? Işık vermiyor, seni karartacak.

[1/2267] Kendisinin ışığı olmayınca, yakınlıkta başkaları ondan nasıl ışık bulacak.

[1/2268] Göze ilaç yapan kör gibi. Gözlere ne çeker? Ancak yeşim taşı.

[1/2269] Bizim durumumuz fakirlikte ve eziyete budur. Hiçbir misfir bize aldanmasın.

[1/2270] On yıllık kıtlığı şekil olarak görmedinse, gözlerini aç ve bize bak.

[1/2271] Bizim dışımız iddiacının içi gibi; gönlünde karanlık, dilindeyse parlaklık.

[1/2272] Allah'tan ne bir kokusu, ne iz var; iddiası Şit'ten ve Âdem'den fazla.

[1/2273] Şeytan dahi kendi suretini ona göstermemiş; o, ise “Biz abdâldan daha üstünüz” der.

[1/2274] Kendisinin bizzat bir adam olduğu sanılsın diye dervişlerin sözünü çokça çalmıştır.

[1/2275] Sözde Bâyezîd'i küçümser; onun içinden ise Yezid utanır.

[1/2276] Gökyüzünün ekmek ve sofrasından azıksızdır; Hak onun önüne bir kemik atmadı.

[1/2277] O ise seslenmiş: “Sofra kurdum, Hakk'ın vekiliyim, halife oğluyum.

[1/2278] Haydi çok mihnetli saf gönüllüler, cömertlik soframdan doyuncaya dek hiç yiyin.”

[1/2279] İnsanlar yıllarca yarın vaadiyle o kapının etrafında dolaşmış, yarın gelmez.

[1/2280] İnsanın sırrının az çok açığa çıkması için uzun zaman gerekir:

[1/2281] Beden duvarının altında hazine mi vardır yoksa yılan, karınca ve ejderha mı?

[1/2282] Bir şey olmadığı anlaşılınca isteklinin ömrü gitmiş olur, anlamak ne fayda?


[1/2545] Dedi: “Ey batılla yaşayan ve kendileri için Hakk'ın huzurunda ağladığım kavim!

[1/2546] Hak söylemişti: Zulümlerine sabret, onlara öğüt ver, onların döneminden çok kalmadı.

[1/2547] Ben Demiştim: Öğüt cefayla bağlandı, öğüt sütü sevgi ve samimiyetle kaynar.

[1/2548] Bana çokça cefa ettiniz, damarlarımda öğüt sütü dondu.

[1/2549] Hak bana demişti: Sana lütfederim, o yaralara merhem koyarım.

[1/2550] Hak gönlümü gökyüzü gibi berraklaştırmış, gönlümden zulmünüzü süpürmüştü.

[1/2551] Ben tekrar nasihatte bulunmuş, şeker gibi vecizeler ve sözler söylemiştim.

[1/2552] Şekerden taze süt çıkarmış; süt ve balı sözle karıştırmıştım.

[1/2553] Bu sözler size zehir gibi gelmişti. Çünkü kökünüz ve dibiniz, zehirlik yerdeydi.

[1/2554] Nasıl üzülürüm? Zira gam baş aşağı oldu. Gam sizdiniz, ey inatçı kavim!

[1/2555] Hiç kimse, gamın ölümüne ağlar mı? Başındaki yara gidince, kimse saçını yolar mı?”


[1/3630] Bir müddet işler tersine döner; hırsız, bekçiyi darağacına götürür.

[1/3631] Böylece nice sultan ve yüce himmetli, bir müddet kölesinin kölesi olur.

[1/3632] Kulluk, görülmezken -yapıldığında- güzel ve hoştur. Kulluk yapmada gaybı gözetmek hoştur.

Notlar

  1. Mevlânâ, Mesnevî, (Türkçesi: Prof. Dr. Adnan Karaismailoğlu), Ankara: Akçağ Yayınları, 5.baskı, 2008.