"Süleyman" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k (→Mesnevi'den) |
k (→Mesnevi'den) |
||
| 31. satır: | 31. satır: | ||
[969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzaklık|uzak]]tır.” | [969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzaklık|uzak]]tır.” | ||
| + | ---- | ||
| + | [1203] Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler. | ||
| + | |||
| + | [1204] [[Dil]]daş ve [[sır]]daşlarını buldular, ona bir bir candan koştular. | ||
| + | |||
| + | [1205] Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular. | ||
| + | |||
| + | [1206] Aynı [[dil]]i kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada [[tutsak]] gibidir. | ||
| + | |||
| + | [1207] Nice aynı dili konuşan [[Hindu]] ve [[Türk]] vardır, nice [[yabancı]]lar gibi iki [[Türk]] vardır. | ||
| + | |||
| + | [1208] Öyleyse yakınlık [[dil]]i bizatihi başkadır. [[Gönül]]daşlık, [[dil]]daşlıktan daha [[iyi]]dir. | ||
| + | |||
| + | [1209] [[Gönül]]den konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir. | ||
07.41, 26 Ağustos 2008 tarihindeki hâli
Mesnevi'den
[154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar.
[155] Sıçrar ve bu diken daha saplam batar. Dikeni çıkarmak için bir akıllı gerekir.
[156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar.
[957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
[958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
[959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
[960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
[961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
[962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
[963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
[964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
[965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
[966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
[967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
[969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”
[1203] Süleyman'ın çadırı kurulduğunda bütün kuşlar huzuruna geldiler.
[1204] Dildaş ve sırdaşlarını buldular, ona bir bir candan koştular.
[1205] Bütün kuşlar, cik ciki bırakıp Süleyman'la senin kardeşinden daha güzel konuşur oldular.
[1206] Aynı dili kullanmak, akrabalık ve bağlılıktır. İnsan yakın olmayanlarla bir arada tutsak gibidir.
[1207] Nice aynı dili konuşan Hindu ve Türk vardır, nice yabancılar gibi iki Türk vardır.
[1208] Öyleyse yakınlık dili bizatihi başkadır. Gönüldaşlık, dildaşlıktan daha iyidir.
[1209] Gönülden konuşmasız, imasız ve kayıtsız yüz binlerce tercüman yükselir.