"Özgürlük" sayfasının sürümleri arasındaki fark

DrOS'un not defteri sitesinden
Gezinti kısmına atla Arama kısmına atla
k (Yeni sayfa: == Mesnevi'den == [19] Ey oğul! Bağı çöz, özgür ol. Ne zamana kadar gümüşe, altına bağlı kalacaksın.)
 
2. satır: 2. satır:
  
 
[19] Ey oğul! Bağı çöz, özgür ol. Ne zamana kadar [[gümüş]]e, [[altın]]a bağlı kalacaksın.
 
[19] Ey oğul! Bağı çöz, özgür ol. Ne zamana kadar [[gümüş]]e, [[altın]]a bağlı kalacaksın.
 +
----
 +
[957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, [[Süleyman]]'ın [[adliye]] sarayına koştu.
 +
 +
[958] [[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra [[Süleyman]], “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
 +
 +
[959] -Adam- “[[Azrail]] bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
 +
 +
[960] [[Süleyman]], “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
 +
 +
[961] Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
 +
 +
[962] İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar.
 +
 +
[963] [[Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil.
 +
 +
[964] -[[Süleyman]]- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
 +
 +
[965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; [[Süleyman]] [[Azrail]]'e dedi:
 +
 +
[966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
 +
 +
[967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım.
 +
 +
[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti.
 +
 +
[969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzak]]tır.”

05.44, 26 Ağustos 2008 tarihindeki hâli

Mesnevi'den

[19] Ey oğul! Bağı çöz, özgür ol. Ne zamana kadar gümüşe, altına bağlı kalacaksın.


[957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.

[958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.

[959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.

[960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.

[961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”

[962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.

[963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.

[964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.

[965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:

[966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”

[967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.

[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.

[969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”