"Akıl" sayfasının sürümleri arasındaki fark
k (→Mesnevi'den) |
k (→Mesnevi'den) |
||
| 2. satır: | 2. satır: | ||
== Mesnevi'den == | == Mesnevi'den == | ||
[50] İstisnâyı dile getirmemiş ne çok kimsenin cânı istisnânın cânıyla eştir. | [50] İstisnâyı dile getirmemiş ne çok kimsenin cânı istisnânın cânıyla eştir. | ||
| − | + | ---- | |
| − | |||
| − | |||
[154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar. | [154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar. | ||
| 10. satır: | 8. satır: | ||
[156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar. | [156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar. | ||
| + | ---- | ||
| + | [957] [[Hür]] bir adam kuşluk vaktinde vardı, [[Süleyman]]'ın [[adliye]] sarayına koştu. | ||
| + | |||
| + | [958] [[Keder]]den yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra [[Süleyman]], “Ey efendi! ne oldu?” dedi. | ||
| + | |||
| + | [959] -Adam- “[[Azrail]] bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi. | ||
| + | |||
| + | [960] [[Süleyman]], “[[Acele]] et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret. | ||
| + | |||
| + | [961] Beni buradan [[Hindistan]]'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.” | ||
| + | |||
| + | [962] İşte [[halk]] [[yoksulluk]]tan kaçar, bundan dolayı [[hırs]] ve [[emel]]e lokma olurlar. | ||
| + | |||
| + | [963] [[Yoksul]]un [[korku]]su, o [[korku]]nun örneğidir. Sen [[hırs]] ve [[çaba]]yı [[Hindistan]] bil. | ||
| + | |||
| + | [964] -[[Süleyman]]- rüzgâra emretti; onu [[Hindistan]]'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü. | ||
| + | |||
| + | [965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; [[Süleyman]] [[Azrail]]'e dedi: | ||
| + | |||
| + | [966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?” | ||
| + | |||
| + | [967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? [[Hayret]]le, yolda ona baktım. | ||
| + | |||
| + | [968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen [[Hindistan]]'da al' diye emretti. | ||
| + | |||
| + | [969] [[Hayret]]le dedim: Onun yüz kanadı olsa, [[Hindistan]]'a gitmesi [[uzak]]tır.” | ||
05.42, 26 Ağustos 2008 tarihindeki hâli
Mesnevi'den
[50] İstisnâyı dile getirmemiş ne çok kimsenin cânı istisnânın cânıyla eştir.
[154] Biri eşeğin kuyruk altına bir diken koyar. Eşek onu çıkarmasını bilmez, sıçrar.
[155] Sıçrar ve bu diken daha saplam batar. Dikeni çıkarmak için bir akıllı gerekir.
[156] Eşek dikeni çıkarmak için acı ve dertle çifte atar, yüz yerini yaralar.
[957] Hür bir adam kuşluk vaktinde vardı, Süleyman'ın adliye sarayına koştu.
[958] Kederden yüzü sarı ve her iki dudağı mordu. Sonra Süleyman, “Ey efendi! ne oldu?” dedi.
[959] -Adam- “Azrail bana öfke ve kinle dolu şöyle bir bakış attı” dedi.
[960] Süleyman, “Acele et! Şimdi ne istiyorusn? İste” dedi. -Adam- dedi: “Ey can sığınağı! Rüzgara emret.
[961] Beni buradan Hindistan'a götürsün. Ola ki o tarafa giden kul, canını kurtarır.”
[962] İşte halk yoksulluktan kaçar, bundan dolayı hırs ve emele lokma olurlar.
[963] Yoksulun korkusu, o korkunun örneğidir. Sen hırs ve çabayı Hindistan bil.
[964] -Süleyman- rüzgâra emretti; onu Hindistan'ın uzak tarafına, bir adaya götürdü.
[965] Sonraki gün toplantı ve görüşme vakti; Süleyman Azrail'e dedi:
[966] “O müslümana neden öfkeyle baktın da evinden avare oldu?”
[967] -Azrail- dedi “Ben öfkeyle ne zaman baktım? Hayretle, yolda ona baktım.
[968] Çünkü Hak bana 'Bugün, haydi! Onun canını sen Hindistan'da al' diye emretti.
[969] Hayretle dedim: Onun yüz kanadı olsa, Hindistan'a gitmesi uzaktır.”